Özel olarak hazırlanmış arajmanlar, güller, buketler ve değişik türden çiçeklerle yeni bebeğe hoş geldin deyip, anne ve babayı güzel çiçeklerle kutlayabilirsiniz.
Bambu (Bambusoideae), buğdaygiller (Poaceae) familyasına ait ve 1.200 adet, bazen birbirlerinden çok farklı görünen türlerden oluşan bir alt familya. Bambu insanların en çok işine yarayan bitkilerden birisidir. Bambu türleri Asya'da, Güney ve Kuzey Amerika'da ve Afrika'da bulunurlar. En büyük bambu türleri 80 cm kalınlığa ve 38 metre uzunluğa kadar varabilir. Bazı bambu türleri çok seyrek çiçek verir, bazen her 100 yılda bir, ya da hatta daha da seyrek.
Bambunun bazı kültürlerde sembolik anlamları vardır. Çinlilerde bambu uzun bir ömürün sembolüdür. Hindistan'da ise dostluğun sembolüdür. Filipinler'de çiftçiler bambu sırıklarını şans getirsinler diye tarlalarının etrafına dikerler. Bambu, yemyeşil yaprakları ve çok dümdüz bir şeklide dik büyümesi ile, Japonya'da dürüstlüğün ve temizliğin sembolüdür. Japonlar ayrıca yılbaşında giriş kapılarının iki yanına birbirine bağlanmış bambular ("kodamatsu") koyarlar ve bunun şans getirdiğine inanırlar.
Fesleğen
Fesleğen, ballıbabagiller (Lamiaceae) familyasından Ocimum cinsini oluşturan tek yıllık ve genellikle ılıman bölgelerde yetişen bir bitki türleri.
Yemeklerde kullanılmak üzere tarımı yapılan fesleğenin kökeni Asya'nın dönenceler arasında kalan bölgelerine dayansa da, günümüzde yeryüzünün öteki ılıman bölgelerine de yayılmıştır.
Yetişkin fesleğenlerin boyları genellikle 20 ile 60 cm arasında değişir. Renkleri açık yeşilden koyu yeşile kadar değişen yaprakları yumuşak olup, bir ile beş cm arasında uzunlukta ve bir ile üç cm arasında genişlikte olurlar. Soğuğa karşı çok duyarlı olan fesleğen bitkisi, en çok sıcak, kuru ortamları sever.
Manolya
Manolya, 20-30 m boylarında, piramidal tepeli ve her dem yeşil odunsu bir bitkidir. Saçak kök yapısına sahiptir. Çok kalın değildir. Genç sürgünler, tomurcuk ve agregat meyve pas rengi tüylerle sık bir biçimde örtülmüştür. Çok çatlaklı değildir. Yaşlandıkça çatlaklar oluşur. Kahverengindedir. Ucu küt ya da hafif sivri, dip tarafı kama şeklinde sonuçlanır.
Balmumcu
Hakkında:
1877-1878'de (93 Harbi) Osmanlı-Rus Savaşı'ndaki yenilginin yarattığı göç dalgasının İstanbul'daki etkisinin bir sonucu olarak Dikilitaş'ta bir göçmen mahallesi olarak oluşmaya başlamıştır. Onu 20. yy başında Balmumcu Çiftliği'nin bir bölümünün iskanâ açılmasıyla oluşan Balmumcu Mahallesi izlemiştir.
Barbaros Bulvarı üzerinde Yıldız'la Zincirlikuyu kavşağı arasında kurulu mahalle. Bugünkü Balmumcu Mahallesi'nin bulunduğu yerde II. Mahmut döneminde (1808-1839) aynı adla anılan bir çiftlik bulunuyordu. Balmumcu Kasrı denilen köşk daha sonra Abdülaziz döneminde yapılmıştı.
Beşiktaş'ın mesirelerinden olan çiftlik, meyve bahçeleri ve çavuşüzümü bağlarıyla ünlüydü. Reşat Ekrem Koçu'ya göre, çiftliğe Balmumcu Çiftliği adı verilmesinin nedeni, II. Mahmud döneminde sokak ve bahçelerin mumlarla aydınlatılmaya başlanmasından sonra, burada mum imalatı yapılmasıdır. II. Mahmud'un çok sevdiği ve biraz ilerisindeki Zincirlikuyu Kasrı'na her geldiğinde uğramadan edemediği Balmumcu Çiftliği'nin, hanedan mülklerinden olduğu, İkinci Meşrutiyet'ten sonra Hazine-i Hassa malları Maliye Hazinesi'ne devredilirken de makama bağlı olarak bırakılan "Emlâk-i hakaniye" denilen mülkler grubunda bulunduğu bilinmektedir. II. Abdülhamid zamanında Çiftlik Veliaht Mehmed Reşad Efendi'ye tahsis edilmişti.
II. Meşrutiyet'te V. Mehmed (Reşad) tahta çıktıktan sonra Balmumcu Çiftliği'ni halka mesire olarak açtırdı. I. Dünya Savaşı'na kadar süren dönemde, Balmumcu Çiftliği mesiresine gelen halka çiftliğin meyvelerinden tabla tabla ikram edildiği anlatılır. Sultan Reşad'ın ölümünden (1918) sonra Balmumcu Çiftliği ve Kasrı Seniye Sultan'a verilmiş; 1923'te köşkte savaşta şehit düşenlerin çocukları için açılan Balmumcu Darüleytamı 1928'de lağvedilmiştir. Daha sonra çiftlik arazisi ve içindeki binalar askeriyeye verilmiş, Balmumcu köşkü 3. Jandarma Tugay Komutanlığı olmuş, köşkün müştemilatına da Jandarma Er Okulu yerleşmiştir. 27 Mayıs 1960'taki askeri harekâttan sonra Balmumcu Kışlası bir süre gözaltı ve tutukevi olarak kullanılmıştır. Seniye Sultan Kasrı ise 20 Nisan 1975'te yanmıştır. Bölgenin çehresinin tümden değişmeye başlaması, Barbaros Bulvarı'nın açılmasından sonraya, 1960'lara rastlar. Bu yıllarda bölgede yapılaşma başlamıştır.