Sade, zarif ve klasik güllerin değişik renk ve dizaynda sunulan çeşitlerini birçok özel gün ve durum için sevdiklerinize hediye edebilir, duygularınızı güller ile ifade edebilirsiniz.
 |
BİRTANEM |
|
|
Tek, zarif, yeşillikler içindeki kırmızı gül, arka dizaynı ve kırmızı kurdelası...
|
Fiyat: 25,00 YTL
Ürün Kodu: 0056
|
|
|
 |
 |
AYICIK GÜL |
|
|
Sevimli ayıcık ve zarif kırmızı gül tasarımı sizden sevdiklerinize...
|
Fiyat: 35,00 YTL
Ürün Kodu: 0046
|
|
|
 |
 |
KADEHTE GÜL |
|
|
Zarif kadeh içerisinde kırmızı güller, etrafında şık beyaz cipsofilla...
|
Fiyat: 55,00 YTL
Ürün Kodu: 0036
|
|
|
 |
 |
 |
 |
 |
 |
Klasik Kırmız Güller |
|
|
Modern silindir vazo içerisine hazırlanmış zevkli ve kaliteli kırmızı güller...
|
Fiyat: 70,00 YTL
Ürün Kodu: 0016
|
|
|
 |
 |
GÜL ARAJMAN |
|
|
Cam vazo içerisine 7 kırmızı gülden, yeşil yapraklar ve bitkilerden hazırlanmış...
|
Fiyat: 75,00 YTL
Ürün Kodu: 0027
|
|
|
 |
 |
Pembe Güller |
|
|
Vazo içerisinde değişik yapraklarla zenginleştirilmiş 7 adet pembe gül.
|
Fiyat: 75,00 YTL
Ürün Kodu: 0014
|
|
|
 |
 |
 |
 |
 |
 |
Kırmızı 6 Gül Buketi |
|
|
Özenle hazırlanmış buket 6 adet kırmızı gül 6 ve
|
Fiyat: 75,00 YTL
Ürün Kodu: 00101
|
|
|
 |
 |
KIRMIZI GÜL BUKETİ |
|
|
Özenle hazırlanmış buket 11 adet kırmızı gül ve buketi zenginleştiren...
|
Fiyat: 90,00 YTL
Ürün Kodu: 0018
|
|
|
 |
 |
KALP |
|
|
Muhteşem beyaz güllerden kalp şekline tasarlanmış zarif güller...
|
Fiyat: 90,00 YTL
Ürün Kodu: 0031
|
|
|
 |
 |
 |
 |
 |
 |
11 SARI GÜL |
|
|
Cam vazoya özenle seçilmiş yapraklar ve bitkiler kullanılarak hazırlanan 11 sarı gül...
|
Fiyat: 90,00 YTL
Ürün Kodu: 0037
|
|
|
 |
 |
PEMBE GÜLLER |
|
|
Kaliteli cam vazo içerisinde 11 adet muhteşem pembe gül...
|
Fiyat: 90,00 YTL
Ürün Kodu: 0040
|
|
|
 |
 |
GÜL KALP |
|
|
Mükemmel kırmızı güllerden kalp şekline tasarlanmış zarif hediyeniz...
|
Fiyat: 90,00 YTL
Ürün Kodu: 0041
|
|
|
 |
 |
 |
 |
 |
 |
KUTUDA KIRMIZI GÜLLER |
|
|
Özenle seçilmiş 11 kırmızı gülden kutu içerisine hazırlanmış farklı zarif...
|
Fiyat: 90,00 YTL
Ürün Kodu: 0045
|
|
|
 |
 |
VAZODA GÜLLER |
|
|
Şık cam vazo içerisine 11 adet kırmızı gül muhteşem görüntüsü...
|
Fiyat: 90,00 YTL
Ürün Kodu: 0050
|
|
|
 |
 |
Vazoda Güller |
|
|
Kaliteli vazo içerisinde 11 adet kırmızı gülden özenle hazırlanmış hediyeniz...
|
Fiyat: 90,00 YTL
Ürün Kodu: 0017
|
|
|
 |
 |
 |
 |
 |
 |
ELİT GÜLLER |
|
|
Mükemmel renkteki 12 taze gül filizinin modern çizgili vazo içindeki...
|
Fiyat: 95,00 YTL
Ürün Kodu: 0022
|
|
|
 |
 |
SARI GÜLLER |
|
|
12 adet sarı gül hoş bir cam vazo içerisinde mükemmel uyumlu yaprak...
|
Fiyat: 95,00 YTL
Ürün Kodu: 004
|
|
|
 |
 |
BEYAZ GÜLLER |
|
|
Cam vazoya eucalyptuslar kullanılarak hazırlanan 15 beyaz gül sizin için en...
|
Fiyat: 110,00 YTL
Ürün Kodu: 0010
|
|
|
Güller
Gül (Rosa), Rosaceae (Gülgiller) familyasının Rosa cinsinden güzel kokulu bitki türlerine verilen ad.
Türler
• Rosa canina
• Rosa dumalis
• Rosa eglanteria
• Rosa gallica
• Rosa gigantea
• Rosa glauca
• Rosa laevigata
• Rosa multiflora
• Rosa persica
• Rosa roxburghii
• Rosa rugosa
• Rosa stellata
• Rosa virginiana
İslamda Gül
Müslümanlar gül kokusunun peygamberlerinin kokusundan geldiğini kabul ederler ve peygamberleriyle yoğun sevgi bağı olan kişilerin dahi gül koktuğuna inanırlar. İslam sanatında gül çoğunlukla peygamberi simgeler. Bu yüzden çoğu İslami eserde güle ayrı bir değer verilmiştir.
Politikada Gül
Sosyalistler ve sosyal demokratlar için kırmızı gül genel kabul edilir bir simge olmuştur, sosyalizmin amblemi gül tutan elken, İngiliz işçi partisinin de amblemi kırmızı güldür.
Gülsuyu ve Gülyağı
Gül bitkisinin çeşitli endüstriyel işlemlerle suyunun ve yağının çıkartılmasıyla elde edilen ve koku olarak veya yiyeceklerde kullanılabilen özü.
Gül ; Mayıs ve Haziran ayları arasında pembe, beyaz, sarı, kırmızı renkli çiçekler açan, güzel kokulu uzun seneler yaşayan çalımsı ve dikenli bir bitki türüdür. Çok dallıdır ve dalları sık dikenlidir.
Dikenlerinin uçları kıvrık ve genellikle kırmızı renktedir. Yapraklar saplıdır. Çiçekler dallarında tek tek veya kümeler halinde bulunur.
Bu güzel kokulu bitkiler bodur ve yüksek boylu olabildiği gibi sarıcı türleri bulunmaktadır.
Her gülün kendine özgü bir kokusu olduğunu ve yayılan kokunun günün saatine göre değiştiğini biliyor musunuz?
Gülü güneşin taç yaprakları ısıtıp, havanın hafifce nemli olduğu sabah saatlerinde koklamalısınız.
Çok soğuk ve çok sıcakta güllerin kokusunu tam olarak algılayabilmek zordur.
Gülün dikimi için kasım ve mart ayları en uygun zamandır.
Ülkemizde yetişen bir gül çeşidide "yaban gülü" dür. Pembe beyaz çiçekli bir ağaçtır. Meyveleri parlak kırmızı renktedir. Çiçek olgunlaştığında etlenip kırmızı bir renk alır. Bu meyvelere "kuşburnu" denir.
- Ülkemizde 23 çeşit gül yetişir.
- En çok Isparta ve Trakya illerimizde yetişir.
Güzellikleri resim, şiir ve şarkılara, oya ve nakışlara konu olan güller duygularımızı ifade eder.
Aşk ve sevgiyi anlatmanın en güzel yolu sevdiklerimize bir buket gül vermektir.
İnsanın günlük yaşamında çok özel bir yeri olan gül; aşkın, güzelliğin, sevginin ve saygının ifadesini en güzel bir şekilde bünyesinde toplayan bir çiçektir. Kuzey yarım küre bitkisi olan gülün orijini Doğu Asya'dır. Kesin olmamakla birlikte gül yağı ve gül suyunun ilk olarak İran veya Hindistan'da üretildiği, buradan Anadolu, Avrupa, Kuzey Afrika ve Doğu Asya'ya yayıldığı bildirilmiştir. (Widrlechner, 1981)
Tüm güller aşkı ve sevgiyi sembolize eder fakat bazı gül renklerinin de özel anlamları vardır. Gül renklerinin anlamları hakkında çeşitli ve farklı görüşler vardır fakat burada en genel ve yaygın anlamları;
Kırmızı:
Aşk, Saygı, Cesaret
Sarı:
Neşe, Memnuniyet, Özgürlük, Dostluk
Pembe / Şeftali:
Minnettarlık, Takdir Etmek, Hayranlık, Taziye
Beyaz:
Hürmet, Saflık, Temizlik, Masumluk, Gizlilik
Turuncu / Somon:
Büyülenmek, Şevk-Heves, İstek
Eflatun:
Büyük Sevinç, Hayranlık
Kırmızı ve Beyaz :
Birliktelik, Beraberlik
Çiçekler bizi mutlu eder mi?
Bu sorunun cevabını, yani çiçeklerin insanların duyguları ve kendilerini daha iyi hissetmeleri üzerindeki olumlu etkilerini, çiçek endüstrisinin bir parçası olan bizler çok iyi bilmekteyiz ancak bu olumlu etkinin bilimsel olarak kanıtlanması için New Jersey Devlet Universitesi çiçeklerin insan duyguları ve kendini iyi hissetme üzerine olan etkileri hakkında geniş çaplı bir araştırma yapmıştır.
Bir araştırma ekibi ile yakınen 10 ay çalıştıktan sonra dünyada ilk kez "Çiçeklerin İnsan Duygularına olan Etkileri" konulu araştırmanın sonuçları 22 Eylül 2000 tarihinde çiçek endüstrisine açıklanmıştır. Dr. Haviland-Jones tarafından çarpıcı bir tanıtımla açılanan araştırmanın sonuçlarına göre çiçekler normalde sanılandan çok daha fazla neşeli duyguları ortaya çıkarıyor, hayattan alınan zevkle ilgili duyguları yüceltiyor ve çiçekli ortamda bulunduğu andan itibaren kişinin davranışları çok daha pozitif olmaya başlıyordu. Sonuç olarak çiçeklerin, insan davranışlarının doğal ve sıhhatli bir şekilde düzeltilmesini sağladıkları ispat edilmiş oldu.
1. Çiçeklerin, mutluluk üzerine ani bir etkisi vardır: Araştırmaya katılanlar, kendilerine çiçek verildiğinde, bu çiçekleri gerçek ve sevinç dolu gülücüklerle karşılamışlar ve büyük bir zevk ve müteşekkirlik ifadesi sunmuşlardır. Bu reaksiyon, evrensel olup tüm yaş gruplarında geçerlidir.
2. Çiçeklerin duygular üzerinde uzun süre geçerliliğini koruyan pozitif etkisi vardır: Araştırmaya katılanlar, bir kimseden çiçek aldıklarında, depresyonları ve mutsuzlukları azalmış buna karşılık mutluluk ve hayattan aldıkları zevk artmış ve bu duygular uzun süre devam etmiştir.
3. Çiçekler daha samimi ve içten ilişkiler sağlamaktadır: Çiçeklerin bulunduğu bir ortamda, aileler ve arkadaşlar arası kurulan ilişkilerin daha samimi ve candan oldukları gözlemlenmiştir.
4. Çiçekler paylaşmanın sembolüdür: Araştırmada kişilerin evlerinin hangi bölümlerinde çiçek bulundurdukları da incelenmiştir. Çiçekler teslim alındıktan sonra kişilerce, antre, oturma odası ve salon gibi evin ziyaretçilere açık kısımlarına konuldukları gözlenmenmiştir. Bunun sebebi de çiçeklerin bulundukları ortamın atmosferini paylaşma duyguları ile doldurmasıdır.
Dr. Haviland-Jones son olarak: "Çalışmamda, bir çiçek aranjmanının insan duygularına yaptığı ani ve belirgin olumlu değişiklikleri yapan başka bir şey bulamadım" dedi.
Beyoglu
Hakkında:
Beyoğlu, İstanbul'un Avrupa yakasında bulunan ilçelerinden biridir. Kuzeyi Şişli ve Beşiktaş ilçeleriyle çevrili, diğer yönlerden Haliç'e ve Boğaziçi'ne dayanan 8,76 kilometrekarelik bir alandır.
Beyoğlu, Galata'dan gelen hristiyanlarla yabancıların, elçilikler dolaylarına ve o zamanlar "Grand Rue de Pera" denilen İstiklal Caddesi boyunca yerleşmesiyle Avrupa kenti görünümünde bir yerleşme olarak ortaya çıktı.
Böylece, İstanbul içinde farklı bir topluluk 17. Yüzyılda gelişmeye başladı. İlk önceleri, Fransız ve Venedik elçilikleri ile onların çevresinde yerleşmiş Fransisken misyonerleri yerleşmenin çekirdeğini oluşturuyordu. 17. Yüzyılın başlarında Galata'yı gösteren bir gravürde surların dışında çok az bina gözükmektedir.
1700'de Beyoğlu, bugünkü Tünel-Galatasaray caddesinin iki tarafı ile, bu caddenin yan sokaklarına yayılmıştı. Dörtyol, merkez olmak üzere Beyoğlu gelişmişti. Batısında mezarlıklar ve doğusunda ise elçilikler vardı. 18. yüzyılda yavaş yavaş Avrupa etkisi artmıştır. 18. yüzyıl sonunda, İstiklal Caddesi'nde, yapıların tamamı taş veya tuğla, ya da alt katları taş ve üstleri ahşaptır.
18. Yüzyılın sonunda İstanbul'a gelen Dallaway, Beyoğlu'nu Galata'nın yazlığı olarak tanımlıyor, yolların düzensiz olduğunu belirtiyor ve bu bölgede Fransız, İngiliz, Hollanda, Venedik, Rusya, İsveç, İspanya, Prusya ve Napolili diplomatların kışlık malikanelerinin bulunduğunu yazmıştır.
Beyoğlu, genel olarak 19. Yüzyılda gelişmiştir. Bu gelişmenin nedeni, bu döneme Osmanlı dış ticaretinin daha önceki dönemlerde görülmemiş boyutlarda büyümesi ve ulaşımın gelişmiş olmasıdır. 19. Yüzyılda , Osmanlı İmparatorluğu'nun dünya kapitalist sistemi ile bütünleşmesi sonucu, Beyoğlu uluslararası bir ticaret merkezi olmuştur. 19. yüzyılın başında, Beyoğlu, bahçeli evleriyle hala bir banliyö görünümünde idi. Bu yüzyılın ilk yarısında , Beyoğlu ve çevresi henüz tam olarak kentleşmemişti. İkinci yarısında ise Galatasaray ile Taksim arası gelişti. Beyoğlu, artık kapitülasyonların koruması altındaki yabancıların, tüccarların, bankerlerin, armatörlerin ve kozmopolit bir çevreye yerleşmek isteyen zenginlerin Paris modasını taklit ederek yaşadıkları bir yer olmuştur. Yüzyılın sonunda, burada, Paris'in en ünlü sahne oyunlarını aynı zamanda gösteren üç tiyatro vardı. Bu tarihte, modern toplumun gereksinim duyduğu tramvay, gaz, su gibi altyapı hizmetleri sağlanmıştı. Bu kuruluşların işletme ayrıcalıkları çok uzun süreli sözleşmelerle yabancılara ya da azınlık mensuplarına verilmişti. Bu dönemdeki hızlı yapılaşma, Batı'daki örneklerden etkilenmekle birlikte Osmanlı etkisinde de kalmıştır.
20. yüzyılda Beyoğlu'nda Galatasaray ile Taksim arası önem kazandı. Bu alanda hala bahçeli konakların bulunması ve bunların apartmana dönüşmesi olanağı, buranın gelişmesini sağlamıştır. Ayrıca 1913'de ilk elektirikli tramvayın Beyoğlu'nu Şişli'ye bağlaması Galatasaray-Taksim arasını, Tünel-Galatasaray arasına göre daha merkezi bir duruma getirmiş, Beyoğlu'nun en kolay ulaşılabilir ve gözde yeri yapmıştır. Bu dönemde Beyoğlu'nun çevresindeki semtlerde çağdaş binalar yapılmış ve yeni semtler gelişmiştir. 20. Yüzyılın başlarında Beyoğlu'nda da yapılan apartmanların cephelerinde Art Nouveau üslubu uygulanmıştır. Cunhuriyet Dönemi'nde 1950'lere kadar yabancılardan ve onlar için çalışan azınlıklardan boşalan yerlere, yeni yetişen Türk iş adamları ve Beyoğlu yakasını kentin en çağdaş semti bilen aydın Türkler ilgi gösteriyorlardı. Sinema ve tiyatroları, lokanta ve pastaneleri, sanat galerileri ve lüks mağzalarıyla hala kentin en seçkin semti idi. 1950'lerden sonra, kırsal göç ve hızlı kentleşme sonucu İstanbul'un aşırı büyümesi, yeni semtlerin gelişmesi, eğlence kuruluşlarının, ticaretin ve zengin ailelerin bu yeni gelişen çağdaş alt merkezlere dağılımı ve toplumun kültürel değişimi Beyoğlu'na olan ilgiyi azalttı.Hala bazı lüks mağazaların İstiklal Caddesi'ni terketmeyişi ve yoğun bir trafik aksı üzerinde oluşu eski kültürel düzeyinde olmasa bile Beyoğlu'nun canlılığını korumasını sağlamaktadır. Bununla birlikte, pek çok bina boş durmakta ya da atölye olarak kullanılmaktadır. Bu özellikler Beyoğlu'nda yavaş yavaş çöküntü alanının ilerlediğini göstermektedir.
Beyoğlu, ilk önceleri bir diplomasi merkezi olarak gelişmiş, fakat daha sonraları yabancı ticaretinin, ekonomik kontrolünün artması ve burada yoğunlaşması sonucu İstanbul'un ticaret merkezi durumuna dönüşmüştür. Ticaretin yanısıra eğlence, kültür kuruluşlarının da burada yer alması ve konumu, bütün İstanbul'un odak noktası olmasını sağlamıştır.
AĞA CAMİİ İstiklal Caddesi'nde yer alan cami, 1597 yılında İsmail Ağa tarafından yaptırılır. Caminin duvar yazıları, Hattat İbrahim Altınbeşer'e ait. Çinileri yakın zamanlardaki onarımlarda değiştirilmiş. İç avluları yeşil-mavi Kütahya çinileriyle süslü.
ARAP CAMİİ Türk ve Bizans mimari özellikleri taşıyan yapının minaresi çan kulelerine benziyor. 717'de Arapların kenti kuşatması sırasında yapıldığı söyleniyor. Pencereler, kapının oyma silmeleri, Bizans sanatı örnekleri. Dikdörtgen planlı ve ahşap tavanlı olan yapı, Haliç'in Galata yakasındaki en büyük camidir. Galata'da, Tersane Caddesi, Galata Mahkemesi Sokağı'nda bulunuyor.
ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ 1946 yılında dönemin İstanbul valisi Lütfü Kırdar tarafından temeli atılan bina, açılışından 585 gün sonra yanmış. Bugün gördüğümüz bina ise 6 Ekim 1978 tarihinde halka açılmış.
CUMHURİYET ANITI Taksim Meydanı'nda yer alan anıt, renkli porfirden yapılmıştır. Alan düzenlemesi ve kaidesi Mimar Moniceri'nin eseri. Anıt ise, İtalyan Conanica'nın çalışması. 8 Ağustos 1928'de açıldı.
ÇİÇEK PASAJI Beyoğlu'nun, hatta İstanbul'un mutlaka uğranılması gereken mekanlarından. Yanyana dizilmiş lokanta, barlarıyla turistlerin olduğu kadar bizzat İstanbullular'ın da ilgisini esirgemediği bir yer Çiçek Pasajı. Yemek yerken sokak çalgıcılarını veya yan restorandaki fasıl heyetini dinleme şansına sahipsiniz.
GALATA KULESİ Galata surlarının kulesi olarak, 1348'de Cenevizliler tarafından yaptırılır. 1509 depreminde surları yıkılan kulenin sadece kendisi kalmış. Osmanlı devrinde çeşitli amaçlarla kullanılan kule, 16. yüzyılda Kasımpaşa Tersanesi'nde çalışan tutsakların zindanıymış, 18. yüzyılda da yangın gözetleme yeri. 1794'teki yangında tümüyle yanan kule daha sonra dört yana çıkıntılı pencereli bir kat yapılıp üzeri de külahla örtülür. 61 metre yüksekliğinde olan kule, bodrumuyla birlikte 12 katlı. Cenevizliler döneminde kulenin tepesinde bir haç vardı. Günümüzde ise, 6.75 m. yüksekliğinde bir alem duruyor. 1964'ten sonra onarılarak turistik bir yer haline getirildi.
GALATASARAY HAMAMI Restore edilmiş bu tarihi hamam, 1481´den bu yana bugün bulunduğu yerde.
SERPUŞ HAN Avlusu olmayan hanın, bir Bizans yapısının temelleri üzerine 18. yüzyılda yapıldığı sanılıyor. Taş ve tuğla örgü düzeni, sivri kemerli pencereleri dönemin Osmanlı mimarisini gösterir.
TAKSİM Taksim semti ve meydanı adını, eskiden Galata-Beyoğlu suyunun "taksim edildiği" -yani dağıtıldığı- merkez olmasından ötürü almış. Meydan olmadan önce, eski evlerin sıralandığı dar bir bölge olan semt, meydan haline getirilip genişletildikten sonra zamanla bugünkü görünümünü almış.Meydanın ortasındaki Cumhuriyet Anıtı ve çevresi bugün tören yeri olarak kullanılıyor, bir de "buluşma yeri" işlevini üstleniyor. Taksim Meydanı'na İstanbul'un gece (veya gündüz) hayatının en işlek eğlence mekânlarını barındıran Beyoğlu'nun bir nevi giriş kapısı da denebilir. Veya İstanbul'un "boy aynası"...
TÜNEL Beyoğlu'nu Galata'ya bağlayan yeraltı tren yolunun bir kapısı Karaköy'de, diğeri Tünel semtinde. 17 Ocak 1875 tarihinde açılan tünel, İngiliz ve Fransız ortak yapımıdır. Ve zamanın parasıyla 150 bin liraya malolur. Karaköy ile Şişhane arasında bir tünel işletmeyi ilk düşünen ise Gavan adındaki Fransız mühendisidir. Gavan'ın aklına bu parlak fikir, turist olarak geldiği İstanbul'da Yüksekkaldırım'ı nefes nefese çıkarken gelir. Saray'a duyurduğu fikir büyük ilgi görünce 1871'de inşaata başlanır ve 1874'de de tamamlanır.
İlk tünel seferi kuzular ve koyunlar içindir, kaza ihtimaline karşın. İlk vagonları açık olan ve oturacak yer olmayan tünel, elektrik olmadığı için kandillerle aydınlatılır. Önceleri İstanbullulardan pek ilgi görmeyen tünel, aylar sonra insanların bu yeniliğe alışmasıyla vazgeçilmez olur.