Hayatta en sevdiğiniz varlığınız annenize özel arajmanlar, güller, buketler ve değişik türden çiçeklerle sevginizi, teşekkürlerinizi ve minnettarlığınızı ifade edin.
ANNELER GÜNÜ
Mayıs ayının ikinci pazar günü Anneler Günü'dür. Anneler Günü evrensel bir gündür. Dünyada milyonlarca ana bugün çocukları tarafından sevgi ve saygı ile anılır.
Anneler Günü ülkemizde 1955 yılından bu yana kutlanıyor. Türk Kadınlar Birliği ülkemizde her yıl çocukları için büyük fedakarlığa katlanan annelerden birini yılın annesi seçer. Yılın annesinin kişiliğinde tüm annelere iyi dilekler sunulur.
Amerika'nın Filedelfiya eyaletinde 9 Mayıs 1966 günü Jarvis isimli bir kızın annesi öldü. Annesini çok seven Jarvis'in üzüntüsü aylarca sürdü. Hayatla kimsesi kalmayan Jarvis ölüm olayına bir türlü alışamadı. Yaşama küstü. Canlılığını, yaşama sevincini yitirdi. Yemedi, içmedi bir ara ölmeyi bile düşündü. Jarvis'in bu durumunu yakından izleyen komşusu Jarvis'le arkadaş oldu. Bir gün yaşlı komşu söyleşi sırasında Jarvis'e «İnsanlar doğar, yaşar, ölür. Bu bir doğa kanunudur.» dedi.
Bu iki cümle, Jarvis'i çok etkiledi. Ölümün de doğmak, yaşamak gibi bir doğa olayı olduğunu düşündü. Ancak bu doğruyu bulmak Jarvis'in annesine olan sevgisini azaltmadı.
Aradan geçen süre içinde ölüm sözcüğünün soğukluğu gitti. Yerine anne sevgisinin sıcaklığı geldi. Artık Jarvis annesini gözyaşları ile değil, severek anmaya başladı. Acıları azaldı. İçinde arı, duru bir sevgi oluştu.
Aradan bir yıl geçti. Bu süre içinde Jarvis, hemen her gün annesinin mezarına çiçekler götürdü. Jarvis'in annesinin ölüm yıldönümünde bütün arkadaşları eve geldi. O gün Jarvis arkadaşlarına :
- Geçen bir yıl içinde çektiğim acılar bana şunu öğretti «Dünyada anne sevgisinin yerini dolduracak hiçbir sevgi yoktur. Yılın bir gününü annelere ayıralım. O günü annelerimizle ilgili anılarla dolduralım. Böylece annelerimize olan sevgi borcumuzu ödeyelim.» dedi.
Arkadaşları Jarvis'in önerisini çok beğendiler. Birlikte hemen kentin Belediye Başkanına gittiler. Başkan onları dinledi. Öneriyi içtenlikle benimsedi. Daha sonra bu öneri gazetelere, yazarlara anlatıldı. Jarvis ve arkadaşlarının çalışmaları kısa sürede sonuç verdi. Amerika Birleşik Devletleri Kongresi mayıs ayının ikinci pazar gününün Anneler Günü olarak kutlanmasını kararlaştırdı.
Anneler günü ilk kez 1908 yılında kutlandı. Daha sonra bütün uygar ülkelerde kutlanmaya başlandı. Her yıl mayıs ayının ikinci pazar günü gazetelerde annelerle ilgili yazılar, anılar, şiirler yayınlanır. Radyo ve televizyonda ana sevgisini konu eden konuşmalar yapılır. Türk Kadınlar Birliği'nin şubesi olan illerde yılın anneleri seçilir. Okullarımızda ayrıca Anneler Günü nedeniyle toplantılar düzenlenir. Bu toplantılarda okunan şiirler, söylenen türküler, şarkılar, annelere armağan edilir. Filimler gösterilir. Sergiler düzenlenir.
Anneler Gününde annemize bir demet kır çiçeği armağan ederek, bir güzel sözcükle yanağından öperek onu çok mutlu ederiz.
ANNEM
Ünlü bir yazarımız, annesi ile ilgili unutamadığı bir anısını anlatıyor.
Annemle ilgili bir anımı bir de annemin fotoğrafım istemişsiniz. Annemin hiç fotoğrafı yoktu.
1926 yılında 26 yaşındayken veremden ölen annem bütün yaşamında resim çektirmedi. Çünkü o zaman bizim ortamımızda - yeni kuşaklar pek şaşacaklar belki de - resim çektirmek günah sayılırdı. Yalnız, askerlik gibi resmi işleri için erkekler vesikalık resim çektirirlerdi.
Annem ölüm döşeğindeyken ben okuduğum yatılı okuldan çoktan kaçmıştım; ama bunu annem de babam da bilmiyordu.
Ölümünden üç gün öncesinden, beni annemin yanına sokmuyorlardı. Ölümünden bir gün önceydi. Annemi yattığı odanın kapısından içerde konuşulanları dinliyordum. Annemin şu sözlerini duydum;
- Oğlum yatılı okulda ya, artık gözlerim açık gitmeyeceğim... Oysa ben bir okul kaçağıydım. Parasız yatılı okuldan kaçmıştım.
Annemin bu sözlerini duyunca, ağlayarak evden çıktım. O zaman 11 yaşındaydım.
Ertesi gün de annem öldü. Sesi hep kulağımdaydı.
- Oğlum yatılı okulda ya, artık gözlerim açık gitmeyeceğim..
Okumamın tek nedeni annemin bu sözleriydi. Bütün hayatımda annemin duyabildiğim bu sözleri kulağımdan hiç eksilmedi. Hep onun bu sözlerini düşündüm. Yalnız bunun için okudum, okula gitmenin yollarını aradım. Onun sözleri beni kamçıladı. Yoksa, okul kaçkını 11 yaşındaki ben, bir daha hiç okula gidecek değildim. Beni okula göndermeye zorlayacak kimse de yoktu, yoksulduk.
Bugünkü kişiliğimi, anneme, özellikle annemin duyduğum son sözlerine borçluyum.
Aziz NESİN
ANNELER GÜNÜ
Bugün" Anneler Günü " hani o canımız yandığı zaman " Yandım Anne " diye haykırdığımız.
Hani o geceleri yattığımız zaman gelip yorganı üstümüze koyan ve odadan çıkarken bile dönüp evladına bakan.
Hani o duygu seli konumlarında hep evladını düşünen ve aklından çıkarmayan yine anneler.
****
Dünyada her yıl Mayıs ayının ikinci haftasında kutlanan " Anneler Günü " bu yıl daha değişik ve daha coşkulu kutlanacak. Gönül isterdi ki sevgili annelerimizi yılda bir kez kapsamlı bir şekilde kutlamakla kalmasaydık.
Ayın, günün her saatin de sevgili annelerimizi layık olduğu şekilde kutlamalıyız.
****
Ben annemi yıllar önce kaybettim. Annemi kaybettikten sonra bir insanın yaşamdaki en büyük desteğinin anne olduğunu daha da iyi anladım.
Hayatın içinden anneleri çocukları ile gördüğüm zaman onları kıskanıyorum. Ama bir gerçek var. Hayat devam ediyor.
Ben anne şefkatini doya doya yaşayamamanın verdiği eksikliği çok iyi biliyorum.
Keşke annem yanımda olsaydı dediğim çok anlar oldu.
İnsanların en sıkıntılı anlarında etrafında kimseler bulunmadığı anda yanlarında mutlaka anneleri vardır.
Bugün" Anneler Günü" annesi olanlar çeşitli hediyeler alıp annelerini mutlu edecekler.
Ben ve benim gibi olanlarda ellerinde bir gül ile annelerini mezarları başında gözyaşları içinde ziyaret edecekler.
Abilerim, küçüklerim, ablalarım, kardeşlerim annenizin kıymetini bilin.
Yaşamın acı dönemlerinde bazı gerçekleri yaşadığınız zaman kıymetli varlıklarımızın değeri daha da iyi anlaşılıyor.
Ben bazen "Keşke vücudumun bir parçası olmasaydı ama yanımda annem veya babam olsaydı." dediğim anlar çok oldu.
Bazen hayatın içinden bazı çirkin görüntülere şahit oluyorum. Annesini azarlayanları görüyorum. Annesine küfür edenleri de görüyorum.
O anda anne yüreğinin nasıl parçalandığını onların neler hissettiklerini biliyorum.
Yazık!...
En değerli varlığınıza hayat devam ederken en büyük acıyı yaşatıyorsunuz.
Peygamber Efendimiz " Cennet Annelerin Ayakları altındadır." Söylevine karşılık annelere yapılanlara bakın.
Bugün anneleriniz yanınızda yarın yanınızda olmayacak.
Annelerinizi mutlu edin!...
Onlara nasıl evlat olduğunuzu gösterin,
Onları sevindirin...
Onları mutlu edin ki, biz anneleri hayatta olmayanlarda sizleri görüp tatlı bir kıskançlık yaşayalım.
Herkesin anneler günü kutlu olsun.
Benim gibi annesi hayatta olmayanlara da Allah sabırlar versin...
Abdullah ERGÜN
Malatya Sonsöz Gazetesi
TUT ELİMİ ANNEM
TUT ELİMİ ANNEMTut elimi annem
Ah annem, canım annem.
Gül bahçesi istemem,
Yüreğini açtın ya
Yeter bana.Güllük gülistanlık benim için hayat...
Ama annem düşündün mü hiç?
Ya yorgun düşerse bu yürek.
Bakmaya bile kıyamadığım
Kokusuna dayamadığım güller
Solarsa bir hazan sabahı ansızın.
Nasıl bakarım anne gökyüzüne?
Dökülürken gözyaşların gökten.
Ve nasıl dayanırım bu acıya?
Dökülen her yaprak yüreğimi yaralarken.
Nasıl bakarım o viran bahçeye?
Bir kıvılcımda, yanar yüreğim.
Ama hiç bir yangın
Senin kadar sıcak değil be annem...
Nasıl da üşürüm sensiz,
Gözümden akan her damlada ne fırtınalar eser,
Ne firari hayallere dalar bu yaşlı gözler,
Ve akan her damla
Haykırır başıboş yalnızlığıma.
Hazan yelleri eserken annem
Bu körpe yüreğimde
Güneş açar mı hiç?
Mis gibi kokan bu menekşe,
Bülbüller şakır mı kahkaha ata ata?
Bahçedeki gülümüz,
Sümbül gibi büker mi boynunu yoksa?
Duyabilir miyim kanat çırpışını Turnaların,
Unutur musun beni annem?
Tembihler misin büyüklerin gittiği her yere gidilmez diye?
Bilirim korkarsın gelirim peşinden diye.
Kaf dağına gider miyiz?
Güler miyiz çatlayana kadar?
Ve ağlar mıyız usul usul?
Gözlerimiz kan çanağı olana kadar.
Annem, canım annem,
Nasıl da kandırdın beni,
Hani gitmeyecektin,
Nasıl bıraktın beni buralarda,
Bu yaban ellerde...
Ne yaparım şimdi ben?
Kan çiçekleri bıraktın Annem ardında.
Ve her gün sulama yarışı yaptığımız Fesleğeni...
Neredesin be annem?
Bak kar yağdı avuçlarıma.
Coşkun seller gibi atıyorsun damarlarımda.
Yüreğimin vazgeçilmez Deltasında
vazgeçilmez bir nehir gibi yani.
Gitme bırakma beni dedim
Gözyaşlarımda uyutur
Göz bebeğimde avuturum dedim.
Ama ne fayda dinletemedim be annem...
Annem canım bi tanem,
Var oluş sebebim, tek gerçeğim,
Gören gözüm, duyan kulağım,
Ne zor şeymiş sensiz olmak,
Ve ne zor şeymiş,
Sensiz coğrafyaların sert iklimlerini tatmak.
Burası bana göre değil
Ben seninle olmak,
Dizinde uyumak,
Sana seni sevdiğimi haykırmak istiyorum.
Ne olur!
Tut elimi annem...
Bir kez daha öp ıslak ıslak
Hazar CIRIK
ANNEM
Annelerin en güzeli,
Sensin, benim güzel annem.
Ilık esen bahar yeli,
Sensin, benim güzel annem.
Güneş yüzlü, altın kalpli,
Ağır başlı, tatlı dilli,
Meleklerin eşi sanki
Sensin, benim güzel annem.
Açan çiçek, çağlayan su,
Gülümseyen engin duygu,
Evimizin mutluluğu
Sensin, benim güzel annem.
H. Latif SARIYÜCE
ANNEM
Bağım olsa, bahçem olsa
İpek kumaş bohçam olsa,
Sabah olsa, akşam olsa
Annem gitmese yanımdan
Her zaman baksam yüzüne,
Uyurum yatsam dizine.
Rastlamadım kem sözüne
Sesi çıkmaz kulağımdan.
Bir sözünü iki etmem.
Canımı verir incitmem
Annemsiz cennete gitmem
Onu severim canımdan
İbrahim ŞİMŞEK
ANNE
Annemi ben çok severim,
Melek annem, güzel annem,
Üzülmesin sakın derim
Melek annem, güzel annem.
İyi doğru sözler onda,
Şefkat dolu gözler onda,
Sevgi, ışık var yolunda,
Melek annem, güzel annem.
Anne yüzü ne asil yüz,
Anne gözü ne derin göz,
Anne özü, pırlanta öz,
Melek annem, güzel annem.
Rıfat Necdet EVRİMER
ANNECİĞİM
Ne sevimli bir annesin!
Ne tatlıdır senin sesin!
Benim canım mısın nesin
Sen olmazsan yapamam ben!..
Senden yakın kim var bana?
Kalbim, canım bağlı sana!..
Üzüntüm yok ondan yana
Seviyorsun beni de sen.
Gülsem güler yüzün
Ağlamamdan alır hüzün...
Senin gecen ve gündüzün
Işık alır sanki benden!
Rakım ÇALAPALA
ANACIĞIM
-Anneme ve bütün annelere-
Nasıl hatırlamam anacığım nasıl
Kaç geceler bana ninni söylerdi
Hasta olunca oydu başucumda bekleyen
Biraz yorulmayayım, üzülmeyeyim, hemen
Alır kucağına okşardı, saçlarımı öperdi.
Nasıl hatırlamam anacığım nasıl
Uzun kış geceleri masal masaldı
Güzel çoban kızları, iyi kalpli sultanlar
Bir suyun akışı gibi geçip gitti zamanlar
Şimdi ne o dünkü çocuk, ne de o masal kaldı.
Nasıl hatırlamam anacığım nasıl
Yıkayan oydu mürekkep lekeli parmaklarımı
Akşam biraz geciksem yollara düşerdi
Sokağa çıkarken «Yavrucuğum üşütme» derdi.
Hemen bir kazak örerdi biraz boş kaldı mı.
Nasıl hatırlamam anacığım nasıl
Bilirim yine kalbinde yerim anacığım
Selam sana Anneler Günü İstanbul'dan
Yeni dönmüşçesine bir akşam okuldan
Vefalı ellerinden öperim anacığım.
Ümit Yaşar Oğuzcan
ANNELER GÜNÜ - GÜZEL SÖZLER
Ana sevgisi bütün sevgilerin kaynağıdır.
Ana evin direğidir.
Anaya borç tükenmez.
En değerli armağan sevgidir. Annenize sevginizi veriniz.
En çabuk kabul olan dua, annenin duasıdır.
Ağlarsa anam ağlar, gerisi yalan ağlar.
Ana gibi yar, vatan gibi diyar olmaz.
Cennet anaların ayağı altındadır.
Dünyada her güzel şey kadının (ananın) eseridir. (K.Atatürk)
Kızlarını (geleceğin analarını) okutmayan milletler, oğullarını manevi öksüzlüğe mahkum etmiş demektir. (K.Atatürk)
Anneler Günü Mesajları
Kelimelerle anlatılamayan fedakarlık ve karsılıksız sevgiyi tarif et desen bana, herhalde sadece "anne" derdim..Anneler günün kutlu olsun...
Bir günümde değil her günümdesin. Her gün her Saniye benimlesin. Her zaman bana destek oldun. Sen benim icin çok özelsin. Anneler günün kutlu olsun...
Sevgili annecigim, bir gün umarım bana gösterdiğin sevgi ve sabrı sana göosterebilme şansım olur.Anneler günün kutlu olsun.
Benim için herşeye katlanan, her zaman yanımda olan, değeri biçilemeyen dünyanın en güzel annesine. Anneler günün kutlu olsun.
Anne seni seviyorum.Belki sevgimi her zaman gösteremiyor olabilirim ama sen bunu daima biliyorsun.Anneler günün kutlu olsun.
Dün sana kızdıklarımı bugün ben yapıyorum anne. Çünkü aslında senin küçük bir kopyanım. Umarım senin kadar sevgi dolu olurum...
Meger dilimdeki ve beynimdeki en güzel kelime senin adınmıs. Sana her seslenisimde ya acım dinmiyor yada sevgim Cosuyor...anneler Günün Kutlu Olsun...
Eğer bana gözlerinle değill de kalbinle bakmış olsaydın, seni ne kadar sevdiğimi çok iyi anlardın...Anneler günün kutlu olsun...
Anneciğim, bir günumde değil her günümdesin. Annem olman dünyadaki en büyük şansım, iyiki varsın. Seni çok seviyorum annem.
Senin kucağın, senin merhametin beni yaşama bağlıyor sevgili anneciğim. Anneler günün kutlu olsun..
Anneler günün kutlu olsun ANNEM! Her zaman söylemesem de seni çok sevdiğimi bir tek sen biliyorsun.
Bana verdiğin sevgiyle bütün dünyam çiçek açtı. Onları hiç soldurmadım annem. Anneler günün kutlu olsun.
Sen hayatımın kutup yıldızı oldun. Nereye gidersem gideyim ışığının altında sevginle uyudum. Seni seviyorum Anne.
Sabırlısın, sıcaksın, şefkatlisin, koruyucumsun, bağışlayansın.. Annemsin. Seni çok seviyorum.
Bu dünyadaki en güvenli sığınağım senin kucağın, benim annem olman bu dünyadaki en büyük şansım. Seni seviyorum Annem...
Sen evimizin kraliçesi, başımızın tacısın.. En aziz varlığımız. Anneler günün kutlu olsun annem.
Anneciğim seni ben çiçeklerden yemişten ve klasik dörtlüklerde anlatıldığından daha çok fazla severim, seni çook severim...
Beyoglu
Hakkında:
Beyoğlu, İstanbul'un Avrupa yakasında bulunan ilçelerinden biridir. Kuzeyi Şişli ve Beşiktaş ilçeleriyle çevrili, diğer yönlerden Haliç'e ve Boğaziçi'ne dayanan 8,76 kilometrekarelik bir alandır.
Beyoğlu, Galata'dan gelen hristiyanlarla yabancıların, elçilikler dolaylarına ve o zamanlar "Grand Rue de Pera" denilen İstiklal Caddesi boyunca yerleşmesiyle Avrupa kenti görünümünde bir yerleşme olarak ortaya çıktı.
Böylece, İstanbul içinde farklı bir topluluk 17. Yüzyılda gelişmeye başladı. İlk önceleri, Fransız ve Venedik elçilikleri ile onların çevresinde yerleşmiş Fransisken misyonerleri yerleşmenin çekirdeğini oluşturuyordu. 17. Yüzyılın başlarında Galata'yı gösteren bir gravürde surların dışında çok az bina gözükmektedir.
1700'de Beyoğlu, bugünkü Tünel-Galatasaray caddesinin iki tarafı ile, bu caddenin yan sokaklarına yayılmıştı. Dörtyol, merkez olmak üzere Beyoğlu gelişmişti. Batısında mezarlıklar ve doğusunda ise elçilikler vardı. 18. yüzyılda yavaş yavaş Avrupa etkisi artmıştır. 18. yüzyıl sonunda, İstiklal Caddesi'nde, yapıların tamamı taş veya tuğla, ya da alt katları taş ve üstleri ahşaptır.
18. Yüzyılın sonunda İstanbul'a gelen Dallaway, Beyoğlu'nu Galata'nın yazlığı olarak tanımlıyor, yolların düzensiz olduğunu belirtiyor ve bu bölgede Fransız, İngiliz, Hollanda, Venedik, Rusya, İsveç, İspanya, Prusya ve Napolili diplomatların kışlık malikanelerinin bulunduğunu yazmıştır.
Beyoğlu, genel olarak 19. Yüzyılda gelişmiştir. Bu gelişmenin nedeni, bu döneme Osmanlı dış ticaretinin daha önceki dönemlerde görülmemiş boyutlarda büyümesi ve ulaşımın gelişmiş olmasıdır. 19. Yüzyılda , Osmanlı İmparatorluğu'nun dünya kapitalist sistemi ile bütünleşmesi sonucu, Beyoğlu uluslararası bir ticaret merkezi olmuştur. 19. yüzyılın başında, Beyoğlu, bahçeli evleriyle hala bir banliyö görünümünde idi. Bu yüzyılın ilk yarısında , Beyoğlu ve çevresi henüz tam olarak kentleşmemişti. İkinci yarısında ise Galatasaray ile Taksim arası gelişti. Beyoğlu, artık kapitülasyonların koruması altındaki yabancıların, tüccarların, bankerlerin, armatörlerin ve kozmopolit bir çevreye yerleşmek isteyen zenginlerin Paris modasını taklit ederek yaşadıkları bir yer olmuştur. Yüzyılın sonunda, burada, Paris'in en ünlü sahne oyunlarını aynı zamanda gösteren üç tiyatro vardı. Bu tarihte, modern toplumun gereksinim duyduğu tramvay, gaz, su gibi altyapı hizmetleri sağlanmıştı. Bu kuruluşların işletme ayrıcalıkları çok uzun süreli sözleşmelerle yabancılara ya da azınlık mensuplarına verilmişti. Bu dönemdeki hızlı yapılaşma, Batı'daki örneklerden etkilenmekle birlikte Osmanlı etkisinde de kalmıştır.
20. yüzyılda Beyoğlu'nda Galatasaray ile Taksim arası önem kazandı. Bu alanda hala bahçeli konakların bulunması ve bunların apartmana dönüşmesi olanağı, buranın gelişmesini sağlamıştır. Ayrıca 1913'de ilk elektirikli tramvayın Beyoğlu'nu Şişli'ye bağlaması Galatasaray-Taksim arasını, Tünel-Galatasaray arasına göre daha merkezi bir duruma getirmiş, Beyoğlu'nun en kolay ulaşılabilir ve gözde yeri yapmıştır. Bu dönemde Beyoğlu'nun çevresindeki semtlerde çağdaş binalar yapılmış ve yeni semtler gelişmiştir. 20. Yüzyılın başlarında Beyoğlu'nda da yapılan apartmanların cephelerinde Art Nouveau üslubu uygulanmıştır. Cunhuriyet Dönemi'nde 1950'lere kadar yabancılardan ve onlar için çalışan azınlıklardan boşalan yerlere, yeni yetişen Türk iş adamları ve Beyoğlu yakasını kentin en çağdaş semti bilen aydın Türkler ilgi gösteriyorlardı. Sinema ve tiyatroları, lokanta ve pastaneleri, sanat galerileri ve lüks mağzalarıyla hala kentin en seçkin semti idi. 1950'lerden sonra, kırsal göç ve hızlı kentleşme sonucu İstanbul'un aşırı büyümesi, yeni semtlerin gelişmesi, eğlence kuruluşlarının, ticaretin ve zengin ailelerin bu yeni gelişen çağdaş alt merkezlere dağılımı ve toplumun kültürel değişimi Beyoğlu'na olan ilgiyi azalttı.Hala bazı lüks mağazaların İstiklal Caddesi'ni terketmeyişi ve yoğun bir trafik aksı üzerinde oluşu eski kültürel düzeyinde olmasa bile Beyoğlu'nun canlılığını korumasını sağlamaktadır. Bununla birlikte, pek çok bina boş durmakta ya da atölye olarak kullanılmaktadır. Bu özellikler Beyoğlu'nda yavaş yavaş çöküntü alanının ilerlediğini göstermektedir.
Beyoğlu, ilk önceleri bir diplomasi merkezi olarak gelişmiş, fakat daha sonraları yabancı ticaretinin, ekonomik kontrolünün artması ve burada yoğunlaşması sonucu İstanbul'un ticaret merkezi durumuna dönüşmüştür. Ticaretin yanısıra eğlence, kültür kuruluşlarının da burada yer alması ve konumu, bütün İstanbul'un odak noktası olmasını sağlamıştır.
AĞA CAMİİ İstiklal Caddesi'nde yer alan cami, 1597 yılında İsmail Ağa tarafından yaptırılır. Caminin duvar yazıları, Hattat İbrahim Altınbeşer'e ait. Çinileri yakın zamanlardaki onarımlarda değiştirilmiş. İç avluları yeşil-mavi Kütahya çinileriyle süslü.
ARAP CAMİİ Türk ve Bizans mimari özellikleri taşıyan yapının minaresi çan kulelerine benziyor. 717'de Arapların kenti kuşatması sırasında yapıldığı söyleniyor. Pencereler, kapının oyma silmeleri, Bizans sanatı örnekleri. Dikdörtgen planlı ve ahşap tavanlı olan yapı, Haliç'in Galata yakasındaki en büyük camidir. Galata'da, Tersane Caddesi, Galata Mahkemesi Sokağı'nda bulunuyor.
ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ 1946 yılında dönemin İstanbul valisi Lütfü Kırdar tarafından temeli atılan bina, açılışından 585 gün sonra yanmış. Bugün gördüğümüz bina ise 6 Ekim 1978 tarihinde halka açılmış.
CUMHURİYET ANITI Taksim Meydanı'nda yer alan anıt, renkli porfirden yapılmıştır. Alan düzenlemesi ve kaidesi Mimar Moniceri'nin eseri. Anıt ise, İtalyan Conanica'nın çalışması. 8 Ağustos 1928'de açıldı.
ÇİÇEK PASAJI Beyoğlu'nun, hatta İstanbul'un mutlaka uğranılması gereken mekanlarından. Yanyana dizilmiş lokanta, barlarıyla turistlerin olduğu kadar bizzat İstanbullular'ın da ilgisini esirgemediği bir yer Çiçek Pasajı. Yemek yerken sokak çalgıcılarını veya yan restorandaki fasıl heyetini dinleme şansına sahipsiniz.
GALATA KULESİ Galata surlarının kulesi olarak, 1348'de Cenevizliler tarafından yaptırılır. 1509 depreminde surları yıkılan kulenin sadece kendisi kalmış. Osmanlı devrinde çeşitli amaçlarla kullanılan kule, 16. yüzyılda Kasımpaşa Tersanesi'nde çalışan tutsakların zindanıymış, 18. yüzyılda da yangın gözetleme yeri. 1794'teki yangında tümüyle yanan kule daha sonra dört yana çıkıntılı pencereli bir kat yapılıp üzeri de külahla örtülür. 61 metre yüksekliğinde olan kule, bodrumuyla birlikte 12 katlı. Cenevizliler döneminde kulenin tepesinde bir haç vardı. Günümüzde ise, 6.75 m. yüksekliğinde bir alem duruyor. 1964'ten sonra onarılarak turistik bir yer haline getirildi.
GALATASARAY HAMAMI Restore edilmiş bu tarihi hamam, 1481´den bu yana bugün bulunduğu yerde.
SERPUŞ HAN Avlusu olmayan hanın, bir Bizans yapısının temelleri üzerine 18. yüzyılda yapıldığı sanılıyor. Taş ve tuğla örgü düzeni, sivri kemerli pencereleri dönemin Osmanlı mimarisini gösterir.
TAKSİM Taksim semti ve meydanı adını, eskiden Galata-Beyoğlu suyunun "taksim edildiği" -yani dağıtıldığı- merkez olmasından ötürü almış. Meydan olmadan önce, eski evlerin sıralandığı dar bir bölge olan semt, meydan haline getirilip genişletildikten sonra zamanla bugünkü görünümünü almış.Meydanın ortasındaki Cumhuriyet Anıtı ve çevresi bugün tören yeri olarak kullanılıyor, bir de "buluşma yeri" işlevini üstleniyor. Taksim Meydanı'na İstanbul'un gece (veya gündüz) hayatının en işlek eğlence mekânlarını barındıran Beyoğlu'nun bir nevi giriş kapısı da denebilir. Veya İstanbul'un "boy aynası"...
TÜNEL Beyoğlu'nu Galata'ya bağlayan yeraltı tren yolunun bir kapısı Karaköy'de, diğeri Tünel semtinde. 17 Ocak 1875 tarihinde açılan tünel, İngiliz ve Fransız ortak yapımıdır. Ve zamanın parasıyla 150 bin liraya malolur. Karaköy ile Şişhane arasında bir tünel işletmeyi ilk düşünen ise Gavan adındaki Fransız mühendisidir. Gavan'ın aklına bu parlak fikir, turist olarak geldiği İstanbul'da Yüksekkaldırım'ı nefes nefese çıkarken gelir. Saray'a duyurduğu fikir büyük ilgi görünce 1871'de inşaata başlanır ve 1874'de de tamamlanır.
İlk tünel seferi kuzular ve koyunlar içindir, kaza ihtimaline karşın. İlk vagonları açık olan ve oturacak yer olmayan tünel, elektrik olmadığı için kandillerle aydınlatılır. Önceleri İstanbullulardan pek ilgi görmeyen tünel, aylar sonra insanların bu yeniliğe alışmasıyla vazgeçilmez olur.