Gül, gerbera, lilyum, frezya, antoryum, orkide, şebboy, kır çiçekleri ve daha birçok değişik türden çiçeği farklı tasarlanmış arajmanlarla özel ve önemli günlerde sevdiklerinize gönderebilirsiniz.
 |
Kır Çiçekleri |
|
|
Renklerinin uyumu özenle seçilmiş kır çiçekleri sıcak renleri ile...
|
Fiyat: 49,00 YTL
Ürün Kodu: 0013
|
|
|
 |
 |
BUKET 004 |
|
|
Kırmızı beyaz gerberalar ve krizantemler yeşil bitkiler ve
|
Fiyat: 50,00 YTL
Ürün Kodu: 0076
|
|
|
 |
 |
KADEHDE ARAJMAN |
|
|
Zarif kadeh içine özenle seçilmiş lilyum ve bitkilerden kusursuz hazırlanmış...
|
Fiyat: 55,00 YTL
Ürün Kodu: 0055
|
|
|
 |
 |
 |
 |
 |
 |
MEVSİM ÇİÇEKLERİ |
|
|
Beyaz, mor, sarı ve yeşil mevsim çiçeklerinden özenle hazırlanmış...
|
Fiyat: 60,00 YTL
Ürün Kodu: 0044
|
|
|
 |
 |
Estetik Bamboolar |
|
|
Camın, taşların ve bamboonun buluşması ile oluşan harika görüntü...
|
Fiyat: 60,00 YTL
Ürün Kodu: 0023
|
|
|
 |
 |
SPATHİPLYLLUM |
|
|
Zarif spathiplyllum yemyeşil yaprakları, beyaz çiçeği ve kolay bakımıyla güzel bir hediye.
|
Fiyat: 60,00 YTL
Ürün Kodu: 0024
|
|
|
 |
 |
 |
 |
 |
 |
Rengârenk Kırçiçekleri |
|
|
Kırmızı, beyaz, sarı, mor ve değişik renklerdeki kır çiçeklerinin...
|
Fiyat: 60,00 YTL
Ürün Kodu: 0011
|
|
|
 |
 |
Sepette Krizantem |
|
|
Sepet içerisine hazırlanmış güzel beyaz krizantemler...
|
Fiyat: 60,00 YTL
Ürün Kodu: 009
|
|
|
 |
 |
Sıcak Sarılar |
|
|
Zarif sarı güllerin ve lilyumların mevsim çiçekleri ile sepetteki uyumu...
|
Fiyat: 60,00 YTL
Ürün Kodu: 005
|
|
|
 |
 |
 |
 |
 |
 |
GÜLLER VE LİLYUMLAR |
|
|
Sıcak sarı lilyumlar ve güllerle değişik yaprak ve bitkilerin mükemmel uyumu...
|
Fiyat: 60,00 YTL
Ürün Kodu: 003
|
|
|
 |
 |
GERBERA LİLYUM |
|
|
Turuncunun farklı tonlarına sahip gerberalar ve beyaz lilyumlar güzel bir sepet...
|
Fiyat: 65,00 YTL
Ürün Kodu: 0028
|
|
|
 |
 |
GERBERA VE GÜL |
|
|
Sımsıcak kırmızı gerberalar, göz alıcı sarı güller ile birlikte yeşil...
|
Fiyat: 65,00 YTL
Ürün Kodu: 0059
|
|
|
 |
 |
 |
 |
 |
 |
KUTUDA ARAJMAN |
|
|
Pembe ve beyaz çiçekler ve yeşil bitkiler kutu içerisinde sunulmakta...
|
Fiyat: 70,00 YTL
Ürün Kodu: 0054
|
|
|
 |
 |
SEVİMLİ ARAJMAN |
|
|
Özel cam içerisine pembe gerbera, kırmızı güller ve mevsimine göre...
|
Fiyat: 70,00 YTL
Ürün Kodu: 0058
|
|
|
 |
 |
Klasik Kırmız Güller |
|
|
Modern silindir vazo içerisine hazırlanmış zevkli ve kaliteli kırmızı güller...
|
Fiyat: 70,00 YTL
Ürün Kodu: 0016
|
|
|
 |
 |
 |
 |
 |
 |
SANDIKTA ARAJMAN |
|
|
Küçük sevimli kutu içerisinde peluş ayıcık ve özel kır çiçekleri...
|
Fiyat: 75,00 YTL
Ürün Kodu: 0030
|
|
|
 |
 |
RENKLİ VAZODA ARAJMAN |
|
|
Renkli cam vazo içine özenle hazırlanmış beyaz, mavi ve yeşilin...
|
Fiyat: 75,00 YTL
Ürün Kodu: 0038
|
|
|
 |
 |
BEYAZLAR İÇİNDE |
|
|
Özenle seçilmiş beyaz krizantemler ve zarif lilyumlarla hazırlanmış...
|
Fiyat: 75,00 YTL
Ürün Kodu: 0039
|
|
|
ARANJMANLAR İÇİN GÜLLERİN KURUTULMASI
En iyi sonuçlar için, içine su ve çiçek koruyucu (yoksa 1 litre su içine bir kutu schweppes gazoz veya yine 1 litre su içine 1 çorba kaşığı şeker) koyduğunuz bir vazoya gonca gülleri yerleştiriniz. Güllerin bu suda yarım açılmalarına kadar bekleyiniz. Eğer gülleri, açılmalarına müsaade etmeden kurutursanız çok küçük goncalı kuru güller elde edersiniz. Güllerin yarı açılmalarına müsaade ettikten sonra, hepsini vazodan çıkarınız ve saplarının en altından bir ip bağlayarak ters çevirin ve kuru bir yere baş aşağı asınız. Güllerin tamamen kuruması, nem derecesine de bağlı olarak yaklaşık iki hafta almaktadır. Güllerin tamamen kuruyup kurumadığını anlamak için goncasını hafifçe sıkınız. Eğer hala yumuşaklık var ise henüz tamamen kurumamışlardır. Gül goncaları tamamen sertleşince, bağlı oldukları ipi açabilir ve istediğiniz gibi yerleştirebilirsiniz. Kuruyan güllere istenirse daha sert ve parlak durmaları ve parçalanma ve dökülmelerini önlemek için saç spreyi sıkabilirsiniz.
ÇİÇEK BAKIM BİLGİLERİ
Çiçekçiden çiçek satın alınıp eve geldikten sonra:
1. Vazoda suyun altında kalacak olan yapraklar koparılarak temizlenir.
2. Çiçeklerin sapları, sapın içine hava girip su alımını engellememesi için, su dolu bir kabın içine konur ve suyun içinde iken sapların uçları 2 cm kadar bıçakla veya makasla kesilir. Yeni kesilmiş olan sap hemen konulacağı vazoya veya aranjmana, kurumasına mahal vermeden, nakledilir.
3. Çiçeklerin konulacağı vazoya su filtresinden su koymayınız. Vazoya konulacak çiçeğin ömrünün daha uzun olması için 1 litre su içerisine 1 kutu gazoz veya yine bir litre su içerisine 1 çorba kaşığı şeker koyabilirsiniz.
4. Güllerinizin saplarını su dolu kabın içinde kestikten hemen sonra içinde ılık su (ve şeker veya gazoz) bulunan derin bir vazoya koyup aranje ediniz ve mümkünse serin ve karanlık bir oda veya buzdolabında "kendilerine gelmeleri için" bırakınız.
5. Eğer satın aldığınız aranjman, çiçekçiniz tarafından, gözenekli ve süngerimsi özel bir malzemeye (oasis) çiçeklerin saplanması ile yapılmış ise, çiçek saplarının dibe kadar saplanmış olmalarından emin olunuz ve aranjmana gazoz veya şeker ilave ediniz. Süngerimsi malzemeye saplanmış olan çiçekleri, saplarının içine hava kabarcıkları girmesini önlemek için, oynatmayınız.
6. Taze gül aranjmanınızı evinizin serin ve direk güneş ışığı almayan ve hava cereyanına maruz kalmayan bir köşesine yerleştiriniz.
7. Güller susayan çiçeklerdir. Vazonun sürekli dolu olmasına ve arada sırada şeker veya gazoz gibi solusyonlar eklemeye dikkat ediniz. Çiçekçinin kullandığı özel süngerimsi (oasis) malzemenin de sürekli ıslak olmasını sağlayınız.
8. Eve gelen lilyum'lar hafif açıldıkları zaman, içlerindeki pollen kesesi kesilip çıkarılmalıdır. Bu Lilyum'un ömrünü uzatır aynı zamanda polenden leke bulaşmasını önler.
Zamansız - prematür - solma, gülün eski olmasını işaret etmez. Bunun sebebi gülün sapına hava kabarcığının girip, içinde şeker bulunan suyun çiçeğe kadar ulaşmasını önlemesidir. Gülün sapının ucuna yakın kısmı tıkanmış olabilir veya sapın, su seviyesinin üstünde kalan kısmında bir yarık bulunabilir. Sap, yaralı veya tıkalı olan kısmının biraz üzerinden tekrar, suyun içinde iken (içine hava kabarcığı girmemesi için) kesilir ve gülün tamamı içinde ılık su dolu olan bir kaba daldırılır. Gül 1 saat içinde kendine gelecektir. Düzelen gül tekrar vazosuna veya çıkarıldığı aranjmana konur.
Beyoglu
Hakkında:
Beyoğlu, İstanbul'un Avrupa yakasında bulunan ilçelerinden biridir. Kuzeyi Şişli ve Beşiktaş ilçeleriyle çevrili, diğer yönlerden Haliç'e ve Boğaziçi'ne dayanan 8,76 kilometrekarelik bir alandır.
Beyoğlu, Galata'dan gelen hristiyanlarla yabancıların, elçilikler dolaylarına ve o zamanlar "Grand Rue de Pera" denilen İstiklal Caddesi boyunca yerleşmesiyle Avrupa kenti görünümünde bir yerleşme olarak ortaya çıktı.
Böylece, İstanbul içinde farklı bir topluluk 17. Yüzyılda gelişmeye başladı. İlk önceleri, Fransız ve Venedik elçilikleri ile onların çevresinde yerleşmiş Fransisken misyonerleri yerleşmenin çekirdeğini oluşturuyordu. 17. Yüzyılın başlarında Galata'yı gösteren bir gravürde surların dışında çok az bina gözükmektedir.
1700'de Beyoğlu, bugünkü Tünel-Galatasaray caddesinin iki tarafı ile, bu caddenin yan sokaklarına yayılmıştı. Dörtyol, merkez olmak üzere Beyoğlu gelişmişti. Batısında mezarlıklar ve doğusunda ise elçilikler vardı. 18. yüzyılda yavaş yavaş Avrupa etkisi artmıştır. 18. yüzyıl sonunda, İstiklal Caddesi'nde, yapıların tamamı taş veya tuğla, ya da alt katları taş ve üstleri ahşaptır.
18. Yüzyılın sonunda İstanbul'a gelen Dallaway, Beyoğlu'nu Galata'nın yazlığı olarak tanımlıyor, yolların düzensiz olduğunu belirtiyor ve bu bölgede Fransız, İngiliz, Hollanda, Venedik, Rusya, İsveç, İspanya, Prusya ve Napolili diplomatların kışlık malikanelerinin bulunduğunu yazmıştır.
Beyoğlu, genel olarak 19. Yüzyılda gelişmiştir. Bu gelişmenin nedeni, bu döneme Osmanlı dış ticaretinin daha önceki dönemlerde görülmemiş boyutlarda büyümesi ve ulaşımın gelişmiş olmasıdır. 19. Yüzyılda , Osmanlı İmparatorluğu'nun dünya kapitalist sistemi ile bütünleşmesi sonucu, Beyoğlu uluslararası bir ticaret merkezi olmuştur. 19. yüzyılın başında, Beyoğlu, bahçeli evleriyle hala bir banliyö görünümünde idi. Bu yüzyılın ilk yarısında , Beyoğlu ve çevresi henüz tam olarak kentleşmemişti. İkinci yarısında ise Galatasaray ile Taksim arası gelişti. Beyoğlu, artık kapitülasyonların koruması altındaki yabancıların, tüccarların, bankerlerin, armatörlerin ve kozmopolit bir çevreye yerleşmek isteyen zenginlerin Paris modasını taklit ederek yaşadıkları bir yer olmuştur. Yüzyılın sonunda, burada, Paris'in en ünlü sahne oyunlarını aynı zamanda gösteren üç tiyatro vardı. Bu tarihte, modern toplumun gereksinim duyduğu tramvay, gaz, su gibi altyapı hizmetleri sağlanmıştı. Bu kuruluşların işletme ayrıcalıkları çok uzun süreli sözleşmelerle yabancılara ya da azınlık mensuplarına verilmişti. Bu dönemdeki hızlı yapılaşma, Batı'daki örneklerden etkilenmekle birlikte Osmanlı etkisinde de kalmıştır.
20. yüzyılda Beyoğlu'nda Galatasaray ile Taksim arası önem kazandı. Bu alanda hala bahçeli konakların bulunması ve bunların apartmana dönüşmesi olanağı, buranın gelişmesini sağlamıştır. Ayrıca 1913'de ilk elektirikli tramvayın Beyoğlu'nu Şişli'ye bağlaması Galatasaray-Taksim arasını, Tünel-Galatasaray arasına göre daha merkezi bir duruma getirmiş, Beyoğlu'nun en kolay ulaşılabilir ve gözde yeri yapmıştır. Bu dönemde Beyoğlu'nun çevresindeki semtlerde çağdaş binalar yapılmış ve yeni semtler gelişmiştir. 20. Yüzyılın başlarında Beyoğlu'nda da yapılan apartmanların cephelerinde Art Nouveau üslubu uygulanmıştır. Cunhuriyet Dönemi'nde 1950'lere kadar yabancılardan ve onlar için çalışan azınlıklardan boşalan yerlere, yeni yetişen Türk iş adamları ve Beyoğlu yakasını kentin en çağdaş semti bilen aydın Türkler ilgi gösteriyorlardı. Sinema ve tiyatroları, lokanta ve pastaneleri, sanat galerileri ve lüks mağzalarıyla hala kentin en seçkin semti idi. 1950'lerden sonra, kırsal göç ve hızlı kentleşme sonucu İstanbul'un aşırı büyümesi, yeni semtlerin gelişmesi, eğlence kuruluşlarının, ticaretin ve zengin ailelerin bu yeni gelişen çağdaş alt merkezlere dağılımı ve toplumun kültürel değişimi Beyoğlu'na olan ilgiyi azalttı.Hala bazı lüks mağazaların İstiklal Caddesi'ni terketmeyişi ve yoğun bir trafik aksı üzerinde oluşu eski kültürel düzeyinde olmasa bile Beyoğlu'nun canlılığını korumasını sağlamaktadır. Bununla birlikte, pek çok bina boş durmakta ya da atölye olarak kullanılmaktadır. Bu özellikler Beyoğlu'nda yavaş yavaş çöküntü alanının ilerlediğini göstermektedir.
Beyoğlu, ilk önceleri bir diplomasi merkezi olarak gelişmiş, fakat daha sonraları yabancı ticaretinin, ekonomik kontrolünün artması ve burada yoğunlaşması sonucu İstanbul'un ticaret merkezi durumuna dönüşmüştür. Ticaretin yanısıra eğlence, kültür kuruluşlarının da burada yer alması ve konumu, bütün İstanbul'un odak noktası olmasını sağlamıştır.
AĞA CAMİİ İstiklal Caddesi'nde yer alan cami, 1597 yılında İsmail Ağa tarafından yaptırılır. Caminin duvar yazıları, Hattat İbrahim Altınbeşer'e ait. Çinileri yakın zamanlardaki onarımlarda değiştirilmiş. İç avluları yeşil-mavi Kütahya çinileriyle süslü.
ARAP CAMİİ Türk ve Bizans mimari özellikleri taşıyan yapının minaresi çan kulelerine benziyor. 717'de Arapların kenti kuşatması sırasında yapıldığı söyleniyor. Pencereler, kapının oyma silmeleri, Bizans sanatı örnekleri. Dikdörtgen planlı ve ahşap tavanlı olan yapı, Haliç'in Galata yakasındaki en büyük camidir. Galata'da, Tersane Caddesi, Galata Mahkemesi Sokağı'nda bulunuyor.
ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ 1946 yılında dönemin İstanbul valisi Lütfü Kırdar tarafından temeli atılan bina, açılışından 585 gün sonra yanmış. Bugün gördüğümüz bina ise 6 Ekim 1978 tarihinde halka açılmış.
CUMHURİYET ANITI Taksim Meydanı'nda yer alan anıt, renkli porfirden yapılmıştır. Alan düzenlemesi ve kaidesi Mimar Moniceri'nin eseri. Anıt ise, İtalyan Conanica'nın çalışması. 8 Ağustos 1928'de açıldı.
ÇİÇEK PASAJI Beyoğlu'nun, hatta İstanbul'un mutlaka uğranılması gereken mekanlarından. Yanyana dizilmiş lokanta, barlarıyla turistlerin olduğu kadar bizzat İstanbullular'ın da ilgisini esirgemediği bir yer Çiçek Pasajı. Yemek yerken sokak çalgıcılarını veya yan restorandaki fasıl heyetini dinleme şansına sahipsiniz.
GALATA KULESİ Galata surlarının kulesi olarak, 1348'de Cenevizliler tarafından yaptırılır. 1509 depreminde surları yıkılan kulenin sadece kendisi kalmış. Osmanlı devrinde çeşitli amaçlarla kullanılan kule, 16. yüzyılda Kasımpaşa Tersanesi'nde çalışan tutsakların zindanıymış, 18. yüzyılda da yangın gözetleme yeri. 1794'teki yangında tümüyle yanan kule daha sonra dört yana çıkıntılı pencereli bir kat yapılıp üzeri de külahla örtülür. 61 metre yüksekliğinde olan kule, bodrumuyla birlikte 12 katlı. Cenevizliler döneminde kulenin tepesinde bir haç vardı. Günümüzde ise, 6.75 m. yüksekliğinde bir alem duruyor. 1964'ten sonra onarılarak turistik bir yer haline getirildi.
GALATASARAY HAMAMI Restore edilmiş bu tarihi hamam, 1481´den bu yana bugün bulunduğu yerde.
SERPUŞ HAN Avlusu olmayan hanın, bir Bizans yapısının temelleri üzerine 18. yüzyılda yapıldığı sanılıyor. Taş ve tuğla örgü düzeni, sivri kemerli pencereleri dönemin Osmanlı mimarisini gösterir.
TAKSİM Taksim semti ve meydanı adını, eskiden Galata-Beyoğlu suyunun "taksim edildiği" -yani dağıtıldığı- merkez olmasından ötürü almış. Meydan olmadan önce, eski evlerin sıralandığı dar bir bölge olan semt, meydan haline getirilip genişletildikten sonra zamanla bugünkü görünümünü almış.Meydanın ortasındaki Cumhuriyet Anıtı ve çevresi bugün tören yeri olarak kullanılıyor, bir de "buluşma yeri" işlevini üstleniyor. Taksim Meydanı'na İstanbul'un gece (veya gündüz) hayatının en işlek eğlence mekânlarını barındıran Beyoğlu'nun bir nevi giriş kapısı da denebilir. Veya İstanbul'un "boy aynası"...
TÜNEL Beyoğlu'nu Galata'ya bağlayan yeraltı tren yolunun bir kapısı Karaköy'de, diğeri Tünel semtinde. 17 Ocak 1875 tarihinde açılan tünel, İngiliz ve Fransız ortak yapımıdır. Ve zamanın parasıyla 150 bin liraya malolur. Karaköy ile Şişhane arasında bir tünel işletmeyi ilk düşünen ise Gavan adındaki Fransız mühendisidir. Gavan'ın aklına bu parlak fikir, turist olarak geldiği İstanbul'da Yüksekkaldırım'ı nefes nefese çıkarken gelir. Saray'a duyurduğu fikir büyük ilgi görünce 1871'de inşaata başlanır ve 1874'de de tamamlanır.
İlk tünel seferi kuzular ve koyunlar içindir, kaza ihtimaline karşın. İlk vagonları açık olan ve oturacak yer olmayan tünel, elektrik olmadığı için kandillerle aydınlatılır. Önceleri İstanbullulardan pek ilgi görmeyen tünel, aylar sonra insanların bu yeniliğe alışmasıyla vazgeçilmez olur.